Prof. Dr. Üzeyir Günenç 10 parmağında 10 marifet

Prof. Dr. Üzeyir Günenç’in bilinmeyen birçok yönüne ışık tutan keyifli bir röportaj gerçekleştirdik.

Üzeyir Günenç Manisa’nın Salihli ilçesinde doğdu. Kendi deyimiyle “hayatının ilk 12 yılını” Salihli’de geçirdi. Tıp doktoru babasını kendisine rol model aldı ve meslek seçiminde babasının izinden gitti. Prof. Dr. Günenç babasını anlatırken; “Babam özveriyle çalışan bir hekimdi. Çocukluk yıllarımda babamın geceleri uyandırılıp insanların derdine derman olduğunu gözlemledim. Babam her zaman faydalı olmanın saadetini yaşayan bir insandı ve huzurluydu. Bu huzuru bize de yansıyordu” diyor. Prof. Dr. Günenç’e hayatını tüm boyutları ile sorduk.

KÖKLÜ DOSTLUKLAR KURDU

Neden İzmir’de yaşamayı tercih ettiniz?
İlkokulun ardından Bornova Anadolu Lisesi’ni kazandım ve İzmir’e geldim; hayatımda önemli bir dönüm noktasıdır. Bornova’da 7 yıl yatılı okudum. O günlerden bu yana görüştüğüm bir arkadaş grubum var; 13 senedir her Mayıs’ta Seferihisar’da toplanıyoruz; eskilerden yenilerden konuşuyoruz. Bornova Anadolu Lisesi yıllarımdan sonra da İzmir’den kopamadım. Üniversite sınavına girdiğim yıllarda İstanbul’da okumak modaydı; ama ben İzmir’den vazgeçmedim; ilk tercihim olan Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde okudum. İzmir’e ve Bornova Anadolu Lisesi’ne aidiyet duygusu ile bağlıyım. Bir yanımla İzmirliyim. Üniversite yıllarında İzmir’deki evimizde kaldım. Yazlığımız Çeşme’deydi. Mevcut olanaklar açısından şanslıydım, Ege Üniversitesi’nin de güzel bir müfredatı vardı; bu yüzden de pek uzaklara gitmek istememiştim.

YAVRU AYI BESLEDİ

Rahat bir ortamdan sonra mecburi hizmette zorluk çektiniz mi?

Tunceli Ovacık Yeşilyazı’da mecburi hizmet yaptım. 1980 sonrasıydı, bölgede zaman zaman askerlerin çatışma sesleri duyuluyordu. Bulunduğum yerde elektrik, su yoktu. Yokluklar gördük; öyle ki görev yaptığım sağlık ocağının tabelası yoktu; kendi ellerimle yazdım. Zor şartları vardı; ama yatılı okul kültüründen geliyordum. Zorluklarla mücadele etmeyi biliyordum. İyimser bir yapım var. Hiçbir zaman mecburi hizmette, mahrumiyet bölgesinde olmak beni üzmedi. Büyük bir çalışma zevki, iştahla görevimi yaptım.

O günlerden özel bir anınız var mı?
O günlerden hep güzel anılarım var aklımda. Halkla olan ilişkilerim iyiydi. Tunceli’nin doğası da çok güzeldi. Dereden su kullanıyorduk. Bir gün küçücük bir yavru ayı bulduk. Sanırım
annesini avcılar öldürmüştü. Bu yavruyu biz 2 yıl besledik, aramızda büyüdü, çok oyunbazdı, çok tatlıydı. Ağaçların arkasına saklanıp bizimle saklambaç oynardı. Manava gidip elma yemeye başladığında -ki tabii ki elmanın para ile alındığını bilmiyordu- etraftan tepki de gelmeye başladı ve bunun üzerine yavruyu doğaya bıraktık…

İzmir’e dönüşünüz nasıl oldu?

Erzincan’da askerlik yaptığım sırada hangi branşta uzmanlık istediğimi çok düşündüm ve göz alanında karar kıldım; çünkü göz hastası da, hastalıkları da özel bir branştı. Benim zamanımda fakülteler bireysel sınav açıyorlardı, yani TUS yoktu. 9 Eylül Üniversitesi sınav açtığında müracaat ettim, kazandım ve yeniden İzmir’de yaşamaya başladım.

HAYAT İHMALE GELMEZ!

Akademik bir ortamda çalışmak nasıl bir duygu?

Akademik bir ortamda olmak beni her zaman çok mutlu etmiştir. “İşin kötüsü yoktur; işte iyi olmak vardır” diye bir söz vardı. Gerçekten de hayatta bu felsefe çok önemli… ‘Biz sadece oftalmolog yetiştirmiyoruz, aynı zamanda toplum için iyi bir birey yetiştiriyoruz’ diye düşünmüşümdür her zaman.

Gençlerle sürekli birliktesiniz, onlara hayata dair tavsiyeleriniz oluyor mu?

Tıp fakültesini kazanmış, ihtisasa gelmiş belirli bir altyapısı, çalışma disiplini olan seçkin öğrencilerle birlikte çalışıyoruz. Daha çok başarılı olmak için iç dürtüleri olan insanlar… Başarı mutluluk getirir, insanı daha güzel yapar. İnsanların size olan bakış açısı farklılaşır. Başarılı iseniz daha güzel, daha yakışıklı olursunuz; fakat hayat yalnızca başarılı olmaktan ibaret değildir; başka bir tarafı daha var. Eğlenceyi ve gezmeyi de ihmal etmememiz lazım. Özellikle de bizim gibi çok fazla çalışan, üreten, hekimlik gibi özveri isteyen branşlarda kendimize zaman ayırmamız lazım. Can Yücel’in dediği gibi: “Ömür dediğin 3 gündür, dün geçti gitti, yarın meçhuldür; öyleyse ömür dediğin 1 gündür, o gün bugündür.” Bugünümüzün kıymetini bileceğiz, ama yarınlarımızı da güzel kurmaya çalışacağız. Hayatta en önemli şey; iyi insan olmaktır. Albert Einstein’ın çok sevdiğim bir sözü var: “Aptallara göre insanlar; ırk, cinsiyet, milliyet, yaş, statü, renk, din ve dil başta olmak üzere sekizden fazla kategoriye ayrılırlar. Hâlbuki olay bu kadar karışık değildir. İnsanlar sadece ikiye ayrılırlar: İyi insanlar ve kötü insanlar.” Ben de gençlere öncelikle; “iyi insan olun!” tavsiyesinde bulunuyorum. Bunu
yaparken de bu kadar çalışma ve üretmenin yanında “asla hayatı ıskalamayın!” diyorum.

Başarı için gerekli unsurlar sizce nelerdir?

Başarı için bilgi, cesaret ve yetenek gerekiyor. Bu kriterleri üçlü bir sacayağına benzetmekteyim. Tüm bunları sentez yaparak çalışıp ilerlersek önümüz daha da açılıyor. Biraz da şans yardım ederse gençlerin çok güzel yerlere geleceğinden eminim.

GÖZ İMPLANTI İÇİN FAYDALI MODEL BELGESİ ALDI

Gerçekleştirdiğiniz inovatif çalışmalardan bahseder misiniz?

İthal edilen trabeküler implantlar metalik yapıda ve bazı konjonktiva erozyonlarına sebep oluyor, ayrıca çok pahalılar. Türkiye’de bu alanda kaliteli bir implanta gereksinim olduğunu hissettim. Bu implantı Intraoküler lens materyalinden nasıl geliştirebileceğimi düşündüm ve glokom rahatsızlığı için hidrofobik akrilikten yapılan bir trabeküler implant geliştirdim. Bu çalışmamla faydalı model belgesini, ayrıca CE belgesini aldım. Şu anda piyasaya sürülebilecek seviyede, ama üzerindeki çalışmalarımı geliştiriyorum; implantın boyutları ile ilgili bir küçültme prosedürü içindeyim.

AİLE HAYATINA ÖZEN GÖSTERİYOR

Ailenizden ve aile yaşantınızdan bahseder misiniz?

Eşim Dr. Ferim Günenç ile aynı fakültede; Dokuz Eylül Üniversitesi’nde çalışıyoruz. Eşim Anestezi Reanimasyon Anabilim Dalında öğretim üyesi. Aynı ameliyathanede haftada iki gün beraber ortak çalışmanın zevkini yaşıyoruz. Kızım Lidya 18 yaşında lise son sınıf öğrencisi. Şu sıralar üniversiteye girmek için hazırlanıyor, yoğun bir çalışma programı var. Anne-babadede
doktor, ailede başka doktorlar da var, sanırım aileden etkilendi ve kendisi de tıp okumaya karar verdi. ‘Bu kadar uzun tahsil olur mu?’ diye kendisine gelen eleştirilere; “ belki ben kansere ya da bilinmeyen başka bir şeye çare bulacağım neden benim önümü kesiyorsunuz?” diye cevap veriyor. Gerçekten bu mesleği edinmeyi çok istediğini ve başka hiçbir şey düşünmediğini söylüyor; biz de O’nun kararına saygı duyuyoruz; O’nu destekliyoruz.

Kendinize ayırdığınız zamanlarda neler yaparsınız?

Gezmekten hoşlanıyoruz, Dostluğa çok önem veriyoruz, dostlarımızla birlikte olmayı, yurt içinde ya da yurtdışında gezilere çıkmayı seviyoruz. Kafa dengi arkadaşlarımızla bazen kayağa gidiyoruz, Yazın Çeşme’deki yazlığımızda dostlarımızla vakit geçiriyoruz. Kışın Kongre
organizasyonları, dernek faaliyetleriyle oldukça yoğun geçiyor zaman. Futbol maçlarını da izlerim.

18 NUMARALI LOCA’NIN SAHİBİ

Hangi takımı tutuyorsunuz?

Beşiktaşlıyım. Bizim Ailede Beşiktaş’tan başka takım tutan da yok. Bu konuda ilginç bir anektodum var; eşimin ailesiyle tanışmaya gittiğimizde bir baktım kayın biraderler, kayın peder hepsi koyu Beşiktaşlı. Bana ilk önce “hangi takımı tutuyorsunuz?” diye sormuşlardı. Onların da Beşiktaşlı olduğunu öğrenince; rahatladım, “tam yerine geldim” deyip derin bir nefes aldım.

Beşiktaşlı olmak sizin için ne ifade ediyor?

Beşiktaş benim için hem kültürel hem de sosyal bir olgu. İzmir’de Ege Beşiktaşlı İş Adamları Derneği’ni kurduk. İş adamları çoğunlukta olmak üzere derneğimizde 50 üye var. Beşiktaş stadında 18 numaralı locayı aldık. Beşiktaş’ı, Beşiktaşlılığı seviyoruz. Dernekçe 15 günde bir İzmir’den İstanbul’a maça gidiyoruz, önce Beşiktaş Çarşı’da yemek yiyoruz. Orada şarkılar marşlar söylüyoruz. Sonra Dolmabahçe Sarayı’nın önünden yürüye yürüye stada gelip statta maçımızı izliyoruz. Maçtan sonra yine hep birlikte uçakla İzmir’e dönüyoruz, bu bizim için bir rahatlama şekli.

ÇİFTLİK İŞLERİ

Sizin bir de çiftliğiniz de var, çiftlik işleri ile uğraşıyor musunuz?

Rahmetli babamdan kalma 226 dönümlük bir çiftliğimiz var. Çiftliğimize 24 yıl kâhyamız hizmet etti, babamın vefatının ardından kâhyamızla birlikte 7 yıl çiftliği yönettim, şimdilerde ise bir firmaya kiraladık çitliği; kendileri çiftlikte bağ fidancılığı yapıyor. Devlet teşviki ile sertifikalı fidan yetiştiriyorlar.

OFTALMOLOGLARA ÖZEL YAZLIK SİTE KURUYOR

Bunun dışında başka uğraşlarınız var mı?

İnşaat alanında faaliyet gösteren bir aile şirketimiz var. Çeşme’de yazlık müstakil villalar yapıyoruz. Son dönemde Sakızlı Koy’da Dalyan Köy’ün arkasında yeni bir arazi aldık. İnşaat ruhsatını da çıkardık. Bu arazi için oftalmologlara özel bir projemiz var. Apart, rezidans türü bir tatil sitesi yapacağız. Hayalim göz hekimlerinin bir arada yaş alabileceği bir oftalmoloji sitesi oluşturmak.

Bunca şeye birarada nasıl vakit ayırabiliyorsunuz?

“İşleyen demir ışıldar” demişler. Çalıştıkça koştukça her halde daha rahatlıyoruz, daha mutlu oluyoruz. Hangi işi yaparsak yapalım eğer zevkle yaparsak, güzel dostlar, insanlar biriktirirsek yaşam da daha kolay oluyor. Hayat iştahımız hep içimizde olsun!

Ophthalmology Life 2017 25. Sayı

YORUM YAP

Please enter your comment!
Please enter your name here