Füsun Demirel

“Seks! Eh, hayır demem!” Oyunu, tıp fakültesi anfisindeki ders tadında olacak

Doktorların hayatlarının zengin hikâyelerle dolu olduğunu söyleyen oyuncu Füsun Demirel, hastane ve doktor hikâyelerinin derinlikli bir şekilde sinemada işlenmesinin gerekliliğine değindi.

Demirel, ayrıca İtalyanca’dan çevirilerini yaptığı darıo fo, franca rame’nin “seks! Eh, hayır demem!” Adlı oyunundan kendi yaptığı uyarlamayı bu tiyatro sezonunda izleyicilerle buluşturmayı Planlıyor: “oyun bir laboratuvarda ya da bir üniversite amfisindeki dersler tadında olacak. Ama bu kez aşk dersleri.”

Türk film sanatında doktorların yeri hakkında bir değerlendirme yapar mısınız?

Özellikli bir doktor hikâyesi pek hatırlamıyorum. Genelde dizilere konu olan hastane ve doktor hikâyeleri aslında sinemamızda derinlikli bir şekilde işlendi mi tam olarak bilmiyorum. Sanırım işlenmemesi büyük eksiklik; çünkü doktorların hayatları gerçekten inanılmaz zenginlikte hikâyelerle doludur.

Hiç doktor rolünde bulundunuz mu, bulunduysanız yaşadıklarınızdan anektodlar verir misiniz?

Hayır oynamadım ne yazık ki… Kadın doktor rolleri her zaman güzel gördükleri kadın oyunculara verilir..

Görmenin sinema için önemi hakkında yorum yapar mısınız?

Sinemada her şey görme üzerine odaklıdır. Kamera, mercekler, ışıklar… Biz oyuncular, yönetmenler ise görerek ve gördüklerimizi belleklerimize yazarak kaydeder sonra zamanı gelince onları bir bir çıkarır kullanırız… Mesleğimiz görme odaklı bir meslek.

Harika bir oyuncu ve aynı zamanda çevirmensiniz, bu kadar başarılı olmanız, sanat yönünüzün güçlü olmasında ne tür etkenler söz konusu?

Teşekkürler gerçekten… Hayatı çok damardan hissedip yaşıyorum, cesur yaşıyorum. Bunlar özgüvenle, çok çalışmayla birleşince yaptığımız işler doğru işler oluyor, hayatta karşılığı olanişler oluyor ve insanların yüreklerinde, akıllarında izler bırakan işler oluyor.

Son dönemde “sanatçı” profilinde değişim söz konusu, siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Bizler oyuncuyuz; ama sanatçı değiliz. Sanatçı, sanat eserini bizzat yaratan, o eseri ortaya çıkarandır. Biz ete kemiğe büründürdüğümüz o karakterlerle bir insan yaratarak aslında sanat eserine yaratıcı katkıda bulunuyoruz. Anlamlar karmaşasında herkes sanatçı Türkiye’de… Bu bilgisizlikten kaynaklanıyor… TV’ler ise öylesine zarar veriyor ki toplumdaki gencecik insanlara… Dizi oyunculuğu asla sanatsal kaygı taşımayan bir icradır. Sadece en güzellere, en körpelere, en yakışıklılara çok para kazanıp, şöhret olup rahat hayat yaşamaları vaat ediliyor. Bu sektörden akın akın insan gelip geçiyor her sene; sonraları kimse adını, yüzünü bile anımsamıyor. Biz bu durumları ciddiye almıyoruz zaten.

Son dönemdeki film ve kitap projelerinizden bahseder misiniz?

Vizyona giren “Madımak/ Carina’nın Günlüğü” filmi var. Sivas’ta 1993’de yaşanan yobazlığın vahşetini anlatan bir filme destek verdim. Oyun çevirilerim devam ediyor. Dario Fo oyunları…

Yeni sezonda tiyatro oyunlarınız devam edecek mi bilgi verir misiniz?

Elbette devam… Hem de tam gaz… Darıo Fo-Franca Rame komedisi bir oyun… Cinsellik üzerine.. Çok keyifli olacak sanırım… Ben anlatacağım, siz güleceksiniz. Bence doktor seyircilerimizin bu oyunu izlemeleri çok önemli; çünkü oyun tıpkı bir laboratuar ya da tıp fakültesi anfisindeki ders tadında olacak.

Görmek ve gördüklerini yeniden yorumlayarak yeni bir dünya yaratmaya çalışan bir sanatçı olarak göz doktorlarına söylemek istedikleriniz nelerdir?

Galiba göz ihmal edilen bir uzvumuz; özellikle çocukların erken zamanda muayenelerini yaptırmaları ve ebeveynlerin bunu ihmal etmemesi lazım. Bu konuda daha çok kampanyalar, daha çok duyurular ve çalışmalar gerekli. 7 yaşındaki kızım şimdiden uzak gözlüğü kullanıyor. Bu muayeneler eğitim çağına gelen çocuklarımız için çok önemli.

Ophthalmology Life 2015 22. Sayı

YORUM YAP

Please enter your comment!
Please enter your name here