Doç. Dr. Nazife Sefi Yurdakul’un Gözünden Trans-Sibirya Ekspresi

Eşşiz doğa manzarası eşliğinde nefes kesen bir tren yolculuğu…Sekiz farklı saat diliminin yaşandığı, Sibirya’nın baharı’ndan uçsuz bucaksız orta asya bozkırlarına, Moğolistan’ın derinliklerinden Ural Dağları’na, Türklerin, Moğolların, Buryatların, Tatarların, Kazakların izleri ve Rus aydınların sürgün yerlerine yapılan bir gezi…

Yıllar önce Cumhuriyet Gazetesi’nin “Kitap” ekinde fotoğraf sanatçısı Arif Aşçı sayesinde ilk defa haberdar olduğum ve gerçekleştirmeyi düşlediğim bir geziydi: Trans -Sibirya Ekspresi.
Başta ülkemizin görülecek yerleri olmak üzere öncelik verdiğim toplam 49 ülkeyi gezdikten sonra Trans-Sibirya Ekspresi’ne katıldım. Trans-Sibirya yolculuğu Moskova-Vladivostok veya Vladivostok-Moskova arasında yapılan bir yolculuk. Trans-Sibirya Demiryolu 1891-1916 yılları arasında bölüm bölüm tamamlanan, yapıldığı zamanın koşullarına göre olağanüstü bir proje. Vladivostok’taki tren istasyonunda bulunan anıt o günlerin anısına dikilmiş. Anıtın üzerinde 9.288 km yazıyor; fakat Ulan Batur yolunun eklenmesiyle katedilen mesafe 10.650 km’yi buluyor. 14 günlük böyle bir gezi özellikle tren yolculuklarını seven gezginlerin tercihi… Gezimiz trende tam pansiyon konaklamayla birlikte; gitar ve piyanolu müzik etkinlikleri, film gösterileri, söyleşi, konferans ve seminerler, gün içerisindeki gezilen yerlerde birinci sınıf rehberlik hizmetleri ve ulaşımı kapsıyordu. Moskova’dan 8.5 saatlik uçak yolculuğu sonrasında geldiğimiz, Rusya’nın en güneydoğu ucundaki Vladivostok’la gezimize başladık. Ünlü sinema oyuncusu Yul Brynner’ın memleketi olan Vladivostok’u genel olarak gördükten sonra WWII denizaltı C-56 (1936) müzesini gezdik ve 1912 yılında tamamlanmış biblo gibi bir istasyona geldik. Trendeki ilk gecemizde, saat farkı nedeniyle gecenin bir yarısı uyansak da trenin tıkırtısından rahatsızlık duymadık, trene hemen adapte olduk.

SİLKA VE AMUR IRMAKLARI BOYUNCA

Görkemli Amur nehri kenarındaki Habarovsk gezisi ve Şaman izlerinin yaşandığı Tarih Müzesi sonrasında batıya doğru, Silka ve Amur ırmakları boyunca devam eden yolculukta, Mayıs ayındaki eşsiz bahar manzaralarının her karesini görmek ve görüntülemek için adeta pencerelere yapışmış durumdaydık. Kış aylarında -60 C’ye ulaşan, insanların madenlerde çalışmak için gönderilen sürgün yerlerini geçerek steplerin ve gerlerin (yurt) eşliğinde Asya’nın altıncı büyük, ancak nüfusu en az olan Moğolistan’a ve ardından neredeyse ülkenin yarı nüfusunun yaşadığı başkent Ulan Batur’a geçtik. Ulan Batur’da geçmiş ile günümüz birbirine karışmış… Bir tarafta inşaat halindeki gökdelenler, diğer tarafta “Ger-Yurt” denilen çadırlar… Halk geçmişte hayvancılığa dayalı göçebe yaşam şekliyle çadırlarda yaşamaktaydı; günümüzde ise yerleşik düzenle birlikte nüfusun yarısı Ger’lerde yaşıyor. Yine de Moğolların ortak tutkusu ortalama 250 kg olan, 30-60 dakikada toplanıp kurulan çadır bezi ve keçeden yapılan Ger yaşamına dönmek. İş yerleri veya evlerin bahçesinin bir köşesinde Ger’leri ve Ger’lerin önünde lüks arabaları görmek bölge halkı için olağan bir görüntü. Ülke topraklarının üçte birini kaplayan güneydeki Gobi Çölü’ne de ulaştık. Gobi Çölü, taşlık bir yapıya sahip, bununla birlikte topraklarının büyük bir kısmı çayırlarla kaplı.

ŞAMANİZMİN ETKİSİ GÖRÜLÜYOR

Moğolistan’da kadın nüfusu erkeklerden daha fazla; iş ve eğitimin her alanında çoğunluktalar. Moğol kadınları ve özellikle çocukları inanılmaz güzeller. Tibet Budizminin yaygın olduğu Moğolistan’da Şamanizmin etkisi görülüyor. Şamanizmin en önemli işareti tanrılara sunulan piramit şeklinde taş, ağaç ve plastiklerden oluşturulan “Ovoo”lar. Taş atıp saat yönünde üç defa dönerek dilek tutmak da inançları arasında… Biz de dilekte bulunduk, bakalım olacak mı? Göçebe kabilelerin ilk kurduğu Hun Devleti, Büyük Moğol İmparatorluğu dahil Göktürklerin ve Selçukluların ataları sayılıyor. Bu bağlamda Moğolistan Ulusal Müzesi ve Göktürk yazıtlarından Tonyukuk Anıtı’nın görülmesi geçmişimizle ilgili izleri barındırması nedeniyle heyecan verici… Ziyaretimiz sırasında Anıtı; yolların toprak olması ve hiçbir işaretin bulunmaması nedeniyle zorlukla bulabildik. Tarihimizin ilk yazılı anıtlarının devamlı bir bekçisi bile yok. Telefon edildiğinde ve de uygunsa gelen bekçi, demir korkuluklardan atlamanın zor olmadığını söylüyor gelenlere; anladık ki geçmişimiz Tanrıya emanet…

BAYKAL GÖLÜ VE ÇEVRESİ

UNESCO Dünya Mirası Listesi’ndeki dünyanın en büyük tatlı su kaynağı ve en derin gölü olan
Sibirya’nın mavi gözü “Baykal Gölü” etrafında; buharlı vagon ile inanılmaz güzellikte bir doğa yolculuğu yaptık. Baykal Gölü Müzesi ve Ahşap Mimarlık Müzesi gezileri de bölgeyi daha yakından tanımamızı sağladı. UNESCO’nun Somut Olmayan Kültür Mirası Listesi ile koruma altına alınan Semeiske topluluklarından “Eski inançlılar” köyündeki bir evde de müzik ve danslar eşliğinde geçirdiğimiz gün unutulmazdı. Ardından, reformların savunucusu eğitimli aristokratların 1825’te Çar’a karşı isyanı sonrasında sürgün yerlerinden İrkutsk’taki Angara Nehri, Znamenski Manastırı, Gagarin Kordonu, III. Aleksandr Heykeli, Angara Buzkıranı, katedraller, ahşap evler, Dekabristler Müzesi-Volkonski Konağı gezileri ve klasik müzik dinletisi…

NOVOSİBİRSK

Yenisey Irmağı’nın her iki tarafına yayılmış olan Krasnoyarsk sonrasında Omsk üzerinden Rusya’nın modern şehirlerinden biri olan Novosibirsk’e vardık. Kent gezisi kapsamında; Lenin Heykeli ve Opera Binası, Açık Hava Tren Müzesi, Alexandır Nevski Katedrali’ni ziyaret ettik. Sonrasında Avrupa-Asya sınırından geçtik ve Ural Dağları’nın doğu yamacında 600’den fazla kütüphaneye sahip Urallar’daki en büyük kültür merkezi olan Yekaterinburg’da vakit geçirdik.
Şehir; son Rus Çarı II. Nikolay ve Ailesi Romanovlar’ın hüzünlü öyküsünü de taşıyor. 1917 Rus Devrimi’nden sonra iki aylarını ev hapsinde geçiren ve kurşuna dizilen, yakılarak izleri yok edilmeye çalışılan Romanovlar ve anıları için yapılan Kanlı Katedral de kentin tarihi mekânları arasında.

TATARİSTAN’IN BAŞKENTİ KAZAN

UNESCO Dünya Mirası Listesi’ndeki Kazan adeta bir inci. Trafiğe kapalı Baumana Caddesi en şık ve en ünlü caddelerinden. Tolstoy ve Lenin dahil pek çok ünlünün okuduğu Kazan Üniversitesi ve Müzesi ile yan yana bulunan Kul Şerif Camisi, Müjde Katedrali ve Kazan Kremlin de görülmesi gereken yerler arasında.

KÜLTÜR ŞEHRİ MOSKOVA

Günlük yaşamında tiyatro, müzik ve sanatın önemli bir yer tuttuğu Moskova’da; kültür, sanat, siyaset ve askeri alanda önemli kişiler yaşamış. Novodeviçi Mezarlığı’nda; Çehov, Gogol, Prokofyev, Sostakoviç, Şalyapin, Kruşçev ve de Nazım Hikmet gibi önemli isimlerin mezarları bulunuyor. Moskova, en eski metro ağına sahip, nüfusu 11 milyonu buluyor ve trafiği İstanbul’u aratmıyor. Moskova’da; Kızıl Meydan ve Kremlin gezileri, Sovyetler Birliği yıllarından farklı olarak modanın merkezine dönüşmüş Devlet Satış Mağazası (GUM) turistler tarafından ilgi gören diğer yerler arasında. Geziye farklı ülkelerden toplam 60 kişilik bir grupla katılmıştık. Rehberimizle birlikte 9’u Türk idi. Hekimliği dışında fotoğrafçı ve ressam olan 34 yıllık arkadaşım Dr. İnayet Korkut ile birlikte rehberimiz Hülya Akal’a ve gezi grubuna teşekkürlerimi sunuyorum.

Ophthalmology Life 2017 25. Sayı

YORUM YAP

Please enter your comment!
Please enter your name here