Algı Operasyonu

Siyaset yazma, uçuk espriler yazma, kilitlendim kaldım. Konum çok ama ne yazsam birine dokunacak. Aklım hemen çocukluğuma gitti…

Bir zamanlar ilkokulda ‘Kış ile ilgili’ yazı yazın dendiğinde konularda şunlar geçerdi. Dışarda karın yağdığı, kartopu oynayan çocukların kızakla kaydığı, üçgen tepeli çatılardan karların aktığı ve gece evin duvarından bile odadaki ampülün göründüğü tasvirler. Aslında bunların hiçbiri bize ait bir yaşam stili değildi. Evlerimiz üçgen çatılı değildi çatı bile yoktu. Üçgen
çatılar Baltık ülkelerine aitti. Kızağımız yoktu kızak kullanımı Avrupalı çocuklara aitti. Peki biz ‘kış ile ilgili’ bu yazıda neden bu hayalleri kullanıyorduk? Çünkü ilkokul kitaplarından tutun romanlara kadar algı bu şekilde veriliyordu. O yazıda gerçek olan tek şey evlerin duvarlarından göründüğünü sandığımız ampüldü. Biz o hikayelere sadece absürd bir ampül eklemiştik. Yazılar yazarın hayallerini, olması gerekenleri imgeler. Hayal gücün ne kadar genişse o kadar değişik bir yazı, hikaye, roman çıkarırsın. Bu nedenle Yüzüklerin Efendisi’nin yazarının ne yiyip içtiğini hep merak etmişimdir. Gollum ve Orkları yaratmasıyla ünlü Filolojist Tolkien; üstün hayal gücüne sahip dul bir adam tanımlamasında saplanıp kalmama neden olmuştur. Konuya dönelim; aklımda çok esprili bir konu var. Fakat referanduma gideceğimiz için o konuyu yazsam yanlış anlaşılır. Çünkü insanımız artık çok gergin, kutuplaşmış, cümlenin başından gideceği yüklemi hesaplıyor. Yüklem başka bir yüklem olsa da ona da aynı anlamı yüklüyor. Vazgeçtim. İkinci paragrafta söyledik. Şu an hayatımızı bize yapılan algı operasyonları yürütüyor. Satın alacak olduğunuz cep telefonundan binecek olduğunuz
arabaya kadar hepsi reklamlardan edindiğimiz bir gelecek özlemi. Bu durumdan kurtulmak için güzel bir film seyrediyorsun iki saat değişik bir ortamda yaşıyorsun. Sonra film bitiyor hoop aynı algı operasyonlarının kurbanı olmaya devam. Sohbetlerde en sık duyduğum cümle şu “Bizde üretim yok kardeşim. Her şeyimiz copy paste”. Ama modaya karşıyım diyen bile öyle veya böyle trendlere uyuyor. Olaya cerrahi açıdan bakarsak durum daha açık görülüyor. Çok ünlü bir yabancı; ki bu genelikle Amerikanyalı ya da Avrupalanyalı oluyor, bir ameliyat videosu gösteriyor, bir yayın yapıyor. Hoopppp görenler konuşmayı dinleyenler ‘biz de böyle yapalım’ algısına kapılıp hastanelerine dönünce aynı cerrahi stilebaşlıyorlar. Yanlış mı? Hayır. Kesinlikle değil. Ama “bu cerrahiyi 15 senedir kongrelerde gösteren Türk meslektaşının hakkını da teslim et o zaman” demek geliyor içimden. Azerbaycan’a 3 defa gittim. Havaalanlarının musluğu dahil her şeyleri Türkiye’de üretilen malzemeler. Türkiye’de ise İtalyan ya da İsveç stili olaya hakim. Roma’ya gidiyorsunuz, Londra’ya gidiyorsunuz tamamen kendi ülkelerinin stili ve malzemeleri. Adam hala sıcağı başka musluktan soğuğu başka musluktan vermeye devam ediyor ve çok mutlu. Diyorum ki bizde biraz şu algı operasyonlarından kurtulsak da ülkemizde de iyi yapılan üretimleri desteklesek? Kötüyü kullan demiyorum. Aklınıza hangi üretim gelirse gelsin iyiyi kullanmayı denesek, hep birlikte bir omuz versek? Nasıl olur?

L.A

YORUM YAP

Please enter your comment!
Please enter your name here